Gurbet ellerinde, kimsesiz yetim...

Bugün bir işimi görmek için Belediyeye doğru yürüyordum. Nerdeyse varmak üzereyken kaldırımda ben yazlarda bir genç beni durdurdu ve anlatmaya başladı. "Abi  aferdersin memleketten yeni geldim..." dedi ve sözünü kestim. Ben o numaraları biliyorum dedim. Böyle deyince o da cevap vermeden yoluna devam etti. Biliyorum bazıları meseleyi anlamadı. Ne  numarası diyorsunuzdur. Hikayesi şöyle;
İstanbula geleli 2 yıl gibi olmuş. O zamanlar çalışıyorum ve daha bilgisayarımı almamışım. Boş zamanlarımda sürekli İstanbulu geziyorum (yürüyerek). Sokak sokak İstanbul'u geziyor değişik insanları görüyordum. Birgün Yolda iken 30 yaşlarında iki kişi beni durdurdu ve anlatmaya başladı. Kardeş afedersin biz memleketten yeni geldik kalacak bir  yer bulamadık yolda kaldık yemek için bize bir ekmek parası verebilirmisin dediler. Sordum nereden geliyorsunuz Erzurum ya da  Erzincan demişlerdi. Biraz daha konuştum doğrumu söylüyorlar diye. Samimi gibiydiler . Bende cebimden 5 milyon çıkarıp vermiştim.  Sonra onlar yoluna ben yoluma gittim. Dedim ya boş vakitlerimde geziyorum. Şirinevler'de bir sokakta üç kişi birbiriyle konuşuyor, yanlarından geçerken konuştuklarını duydum. "Abi biz memleketten yeni geldik yolda kaldık....." Arkamı döndüm hatırladım benim para verdiğim gençler. Birşey demedim yürüdüm. Sonraları başka birileri daha bu şekilde para istedi benden. Bu sefer vermedim tabii. Ama  sonrasında içim cız etti. Ya gerçekten ihtiyaç duyuyorlarsa bir ekmek parasına, ya gerçekse anlattıkları.
Aynı şekilde başka şekilerde rastladıkları kişilerden değişik hikayelerle para isteyenlerlede karşılaştım. Hiçbirine para vermedim. Her seferimde içim cız etti, ya doğruysa anlattıkları. Gurbetlik, işsizlik, parasızlık (heleki İstanbul'da) Çok zordu, bu şekilde olanların durumlarını anlayabiliyordum. Şöyle bir söz duymuştum. "İstanbul'da parasız  kalmak, ahirette imansız kalmak gibidir." Yol yordam bilmeyen, köyünden koskoca şehre gelenler bunlar hep olmuyormuydu, izlemiyormuyduk ekranlarda. Ama ben hiçbirine para vermedim. Hep bu gibi sahtekarların yüzünden.
İşte yine aynı durum bugün başıma geldi uzunca bir süre sonra. Bu sefer hızlı davranmıştım sözünü bile bitirmesine izin vermemiştim. Bu sefer içim daha bir cız etti. Hiç olmazsa dinleseydim dedim içimden.
İhtiyacı olanlara yardım edebilmek güzel birşey. Fakat iyi niyeti suistimal edenler yüzünden  pek çok kişi benim gibi yapıyor zannediyorum.
Daha sonra  Üniversiteye başladım . Beyazıt'ta  idi okulum.  Oraları da  gezdim hep.  Oralar da bu tür olaylara  şimdi değil ama eskiden çok rastlıyordum.  Neler yoktuki  Sara  hastası  numarasına kriz  geçiriyor numarasıyla insanları gasb edenler, Çıplak ayaklarıyla kışın kaldırımda dilenen çocuklar, en çokta kucağında bir çocukla kaldırıma oturmuş kadınlar. Hatta bazılarının küçük çocuk bulamadığındanmıdır 10 yaşlarında gözüken kızlar vardı kucaklarında. küçük çocuklar  bazen oynamak istiyordu kadın oturtturuyordu kucağına. Hele bir tanesi var lösemi hastası kılığında bekliyordu hep aynı yerde. Yolumun üzerinde olduğundan devamlı görüyordum. Bir akşam tvde gördüm. ( Göreve ilk geldiği zamanlar )İstanbul Büyükşehir  Belediye Başkanı Kadir Topbaş'da rastlamış yanındakilerle beraber yürürken, Çocuğa seni tedavi ettirelim, hastaneye götürelim, ama bu durumun yalansa karışmam gibi birşey demişti. Çocuk hasteneye götürülmüş ve hastalığını gerçek olmadığı anlaşılmıştı.
Büyük bir sektördü dilencilik oralarda. Nede olsa gündüz vakti üçmilyon insanla doluyordu Eminönü ve civarı. Şimdi pek eskisi kadar yoklar. İstanbula ilk geldiğim zamanlardaki Eminönü ile şimdiki Eminönü ve Tarihi yarım ada arasında dağlar kadar fark vardı. Her geçen gün  daha modern bir görünüme kavuşuyor. Yıkılmaya yüz tutmuş, terkedilmiş eski binalar restore edilip işlerlik kazandırılıyor. Asıl mevzuyu dağıtmayalım.
Gurbetlik zor şey, memeleketten uzakta parasız kalmak, işsiz kalmak. Fakat "öbür tarafta", yalan söyleyerek insanları kandıranlar sadece bundan dolayı değil, gerçekten yardıma muhtaç insanların  bu yardımlara ulaşamamalarına sebep olduklarından dolayı daha çok zorda kalacaklardır.



Mektup

Sevgili kardeşim Memo, bu mektubu sana yazıyorum, Çocuklara oku, ana da dinlesin. Söyle ne kadar sizi özlüyorum. Her nefesimde sizler varsınız, ayakta duracak gücümü sizden alıyorum. Ama biliyorsun mecburduk, çocuklar perişan olmasın diye gurbet yollarına çıktım, o güzel köyümüzü özledim, gittikten beri altı ay geçti...Kış günü kökümü kestim umuda yolculuk, Rüzgâr esiyor karlar düşüyordu ortalık soğuk Otobüste son defa geçen dağlara bakıyordum,  Bir korku bastı içime, toprağımdan uzaklaşıyordum. Hosçakal Anadolu, kucağından ayrılıyorum affet, Artik kaderimi sana bırakıyorum acımasız gurbet, Arkadaşların gözlerinde sevinçle sıkıntı vardı, Adımız yabancı olacaktı, oda rüyalarımızın fiyatı. Borcumuz nedir hiç kader yüzümüze gülmemiş, Öz topraklarda ezilmişiz gurbette ümit bulalım dedik, Çektik gittik uzaklara, kalbim kaldı oralarda, İnan bana mektubumu yazdım gözyaşlarımla...
Nakarat:
Gurbet ellerinde, kimsesiz yetim,
Nerde köyüm nerde, halo cano, uzaktan geldim,
Yürüyorum sokaklarda, adim gurbetçi,
Bu aksam sarhoşum, sıla hasreti...

Fransa da altı ay sonra altı kişi bir oda, Zaman geçiyor ama bir türlü alışamadım bu dünyaya.İnsanlar karıncalar gibi, yasam ise bağlı, Beş kağıt ekmek parası telaşlar durmuyor, Koskoca Paris’te insan pazarlığı da görünüyor.
İlk gecemi Ahmet’le geçirdim karnımız açtı,  Kimse yüzümüze bakmadı, kimse elini uzatmadı,
Gizli kaçak kâğıtsızı kimse sormaz, Acılı istikraz, kalbim temiz esas, zaten
Son bulduğum is de tuhaf on dört saat çalışıyorum, Bulaşıklar altında zaman geçmiyor ne yapalım?İşte, gerçekler böyle, gurbet ellerindeyim, Cennet dediklerine, kalbi kirik girdim,
Bildim ki her şey değişik bildiğimiz gibi değilmiş, Pişman olanlar çok ama zaman çoktan beri geçmiş,
Avrupa arkasında acılar saklıyor çoğu çekmiş...
NAKARAT
Buralarda insanlarsoğuk herkes kendi derdine bakar, ağaçlar yok, çiçeklerin yerinde demir betonlar.
Şeytanlar her gencin adımını gölge gibi izliyor, yanlış adımlarda yürüyen bacılarımızda çok çekiyor. Saygı şeref gurur namustan bir şey kalmamış, karmaşık durum atalarımızın sözleri fani, Fuhuşluk dilenci esrarkeş şehirlerin meyvesi. Yuvamdan uzak uyku yok bazı geceler hiç bitmiyor, Caddelerde yürüyorum ses gürültü kirli havalar, Arabalar geçiyor nerde özlediğim sular dağlar? Nerde yeşil çimenlerde otlanan kuzular? Işıklar yanıyor ama içim karanlıklarda, Kara sevda, derdimi sorma derinlikte viski votka. Paris 18 kafam dönüyor bu aksam sarhoşum, Kaldırımda oturmuşum her aksam gibi kaçamaklı ,mektubum sıla hasretiyle sana yollandı.
NAKARAT

Söz : Ram.ses
Müzik : Ram.ses-Onur A

12.11.2006 | Kategori: Yasam| Yorum (0) Yorum yaz!