İstanbul ve Trafik

İstanbul'da yaşıyorsanız, evinizle işiniz, okulunuz, ... arası mesafe bir araca birnmenizi gerektiriyorsa İstanbul, trafik, sorun veya çözüm kelimeleri geçen sorulara verecek cevabınınz mutlaka vardır.
Bende sürekli Güneşli-Beyazıd arasındaki mesafeyi gidip gelemek zorunda biri olarak bende bu trafik çilesini çekiyorum. Okula ilk başladığım yıllar trafik genelde belli saatlerde sıkışırdı. Fakat şimdilerde şıkışmanın belli bir saati yok. Bununda bir çok sebebi var. Yoldaki çalışmalar, yoldaki çalışmaları izleyen  şoförler, devamlı şerit değiştiren şoförler, minübüsçüler, ışıkların olmadığı iki yolun birleştiği şoförlerin acaba geçsemmi geçmesemmi dediği boğumlanma noktaları.....
Zaman zaman yoldaki satıcıların ya da petrol şirketlerinin (kasten) trafiği sıkıştırma işini organize ettiklerine dair komplo teorileride kurmuşluğum da  vardır.
Aslında bu yazıyı altı gün önce yazacaktım, vakit bulupta yazamadım. (iki günde blogcudaki bir sorundan dolayı yazmama rağmen yayınlayamadım.) İyide oldu yazamadığım. Çünkü ikici bir yazı daha yazmak zorunda kalabilirdim. Gelelim mevzuya;
Benim için trafiğin sıkışmasının en büyük suçlusu minübüsçülerdir. Son dört gündür bu konuda kendime daha çok hak veriyorum. Tamam onlarda günde yüzlerce çeşit insanı araçlarına alıp, sabahtan akşama dek trafikde ekmeğini çıkarmaya çalışıyorlar ama  yinede bu benim için trafiği en çok sıkıştıranlar arasında 1. ci sırada olmalarına engel değil. Bu uzaydan bile görülebilen bir gerçek. Bu fotoğraf 1 şubat 2007 tarihi itibari ile o alanın değişmemiş hali. Bu yazıyı çok ileride okuyanlar belki bu durumu göremeyebilir.
Şirinevlerdeki duraklar şu anki halini aldığından beri sürekli dur kalklarla ilerliyorduk. Çünkü ileride minibüsçüler birkaç yolcu fazladan almaya çalışırken trafiği felç ediyorlardı. bunuda Otobüs duraklarına dalıp müşteri almak isterken yapıyorlardı. Zaten 2 metrede bir yolda durup yolcu almaları yetmezmiş gibi. Üstelikte duraklarının hemen yanında. Belki suç birazda  50 metre geride ki minimüs duraklarına  gitmeyip  istediği yerde  minibüsleri durduran yolcularda.  Onlar durdurmasada minibüsler zaten  ikide bir gelen olur diye duruyorlar zaten.
İşte bıçak kemiğe dayanınca yetkililerde benim gibi düşünmüş olsa gerek minibüsçülerin durak dışı yolcu almasını yasaklamışlar. Sadece yasaktır dense kimse takmazdı. Ama yolun kenarına tel örgü çekince iş biraz değişmiş. Yazılı ve sesli olarak minibüslere durak dışı binmek yasak olduğu sürekli tekrarlanıyordu. Otobüslerin bile gereğinden fazla durmasına izin verilmiyordu.  Üçgün bu böyle devam etti. Fakat görevliler dördüncü gün orda gözükmeyince minübüsler yine otobüs duraklarına dalmaya, trafiği yine felç etmeye başladılar. Demekki sürekli onları takip eden bir görevli orada olmalı. Ya da bunları toptan kaldırmalı.

Bildiğim kadarı ile toplu taşıma araçlarının belli sayı dışında ayakta yolcu almaları yasak. Fakat özellikle işe giderken ve iş çıkışlarında kapıları bile kapatamadıkları oluyor.  Yolculardan birinin yarısı dışarda kaldığı oluyor. Bunu en çok minibüsçüler yapıyor birde özel halk otobüsleri. İnsanlar balık istifi taşınmak zorunda kalıyorlar. Az da olsa denetlemeler olmasa bu şekle kadar çıkarlar herhalde. İşte bu yüzden yani bu balık isitifi seyahat nedeniyle İETT pasosunun arkasındaki "1871'den bu yana "insan" taşıyoruz... yazısına gıcık oluyorum. Aynı şey raylı sistem taşımaclığındada oluyor. Çok yoğunluk olduğu saatlerde bile tramvaylar  yatıyorlar.  Orada  bunu kontrol etmek daha kolay. Yolcu yoğunluğuna göre seferler anında sıklaştırılabilir.
İşte bu sorunlar düzeltilmeden kimsenin  özel araçlarda tek başına yolculuk etmeyin diye tavsiyelerde ve isteklerde bulunmasının hakkı olmadığını düşünüyorum. Ayıca hergün yeni yollar, kavşaklari alt geçitler, üst geçitler yapan büyükşehir belediyesi ne kadar otopark yapıyor merak ediyorum.

1.22.2007 | Kategori: Yasam| Yorum (0) Yorum yaz!