Kız Kulesi

2006-04-29 13:05:00

Fotomontajdan önce

Fotomontajdan sonra


Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.

Kız Kulesi Efsaneleri

Kız Kulesi ile ilgili rivayetlerin en eskilerinden biri, İstanbul’un, ya da o zamanki adıyla Byzantium’un Atina’nın hükümranlığı altında olduğu döneme dayanıyor. Bu rivayete göre, Makedonya Kralı Filip’in İstanbul’a saldırma ihtimaline karşı, Atina krallığı, İstanbul’u korumak üzere Amiral Hares komutasında 40 pare gemi gönderiyor. Hares’in çok sevdiği eşi Damalys öldüğünde, amiral, eşini buradaki kayalıkların içine oydurduğu bir mezara defnediyor.

Bir başka efsaneye göre ise, Leandra adlı bir genç burada bir genç kıza aşık oluyor. Her gece, sevgilisiyle buluşmak için karşı kıyıdan yüzerek buraya gelen Leandra’ya yol göstermek için, sevgili Kız Kulesi’nin bulunduğu kayalıkların üstünde ateş yakıyor. Bir fırtınalı gecede genç kızın yaktığı ateş sönüyor. Leandra, kayalıkları bulamıyor ve yolunu kaybediyor. Boğazın serin ve karanlık sularında boğulup gidiyor. Leandra’nın ölümüne dayanamayan sevgilisi de intihar ediyor.

Bizans dönemiyle ilgili efsane de, eski Yunan hikayesindeki gibi ‘acı son’la bitiyor. Falcılar, Bizans kralına, ‘Sevgili kızın, yılan sokmasından ölecek’ diye, kötü bir haber veriyor. Kral, kızını yılan sokmasın diye, Kız Kulesi’nin bulunduğu kayalıklara bir ev yaptırıp, kızını buraya yerleştiriyor. Ancak genç bir subay, kralın kızına aşık oluyor. Günlerden bir gün, genç subay, prensese sunmak için bir demet çiçek hazırlıyor. Çiçek demetinin içinde gizlenen bir yılan, talihsiz prensesi sokup öldürüyor.

Selçuklu dönemiyle irtibatlandırabileceğimiz Battal Gazi efsanesinde ise ‘mutlu son’ var. Battal Gazi, Üsküdar Tekfuru’nun kızına aşık olunca, Tekfur, kızını burada yaptırdığı kuleye hapsediyor. Bunu öğrenen Battal Gazi, kuleyi basarak Tekfur’un kızını kaçırıyor.

Evliya Çelebi’nin hikayesi ise Osmanlı döneminde geçiyor. Çelebi, Sultan Bayezid-i Veli zamanında, Kız Kulesi’nde yaşayan bir velinin, her gün cübbesinin eteklerini toplayıp denizin üstüne oturarak Sarayburnu’na gittiğini ve Sarayda Padişah’a ders verdiğini anlatıyor.

 

Tarihi bilgiler

Üsküdar açıklarındaki Kız Kulesi’nin bulunduğu kayalıklarda ‘insan yapısı’ bir bina bulunduğuna dair ilk kesin bilgiler 12. Yüzyıla dayanıyor. Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos’un, Boğaz’ın Marmara’ya bakan tarafına iki tane savunma kulesi yaptırdığı kaydediliyor. Biri Kız Kulesi’nin bulunduğu yerde, diğeri de Sarayburnu kıyılarında olan bu kulelerin arasına İstanbul’a yönelik saldırıları önlemek ve ticari gemilerin vergi kaçırmasını önlemek için zincir geriliyor.

Bizans vakanüvisleri de, Osmanlı Sultanı Orhan Bey’in Üsküdar’a kadar geldiğini, Sultan Orhan’ın kayınpederi Kantakuzenos’un ise karşı kıyıdan Kız Kulesi’ne kadar gelerek buradan Sultan Orhan’a elçiler gönderdiğini kaydediyor.

Fetih sırasında da Venedik’e ait bir deniz birliğinin burayı üs olarak kullandığına dair bilgiler var.

Fetih’ten sonra, Fatih Sultan Mehmet Kız Kulesi’nin bulunduğu yere bir kale yaptırmış.

Kız Kulesi, Fetih’ten sonra çeşitli zamanlarda onarılıyor ve bazı değişikliklere uğruyor.

Kulenin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı 2. Mahmut döneminde (1808-1839) yapılıyor. Hattat Rakım’ın kitabesiyle belgelenen bu onarım (H. 1248/M. 1832-33), Kız Kulesi’ne bugünkü şeklini veriyor. Kule daha sonra 1943 yılında içeriden betona çevriliyor.

 

Hangi amaçlarla kullanıldı?

Başlangıçta, savunma amacıyla inşa edilen Kız Kulesi bu özelliğini Osmanlı döneminde de bir süre muhafaza ediyor. Ancak, İmparatorluğun sınırları genişledikçe savunma amacı önemini kaybediyor. Bunun yerine, denizcilere yol gösteren bir fener olma özelliği öne çıkıyor.

Kız Kulesi, bayramlarda, cülus merasimlerinde, İstanbul’a önemli ziyaretçilerin geldiği günlerde merasim toplarının atıldığı başlıca yerlerden biri oluyor.

Sürgüne gönderilen ya da -çok nadir de olsa- idam edilen önemli şahsiyetlerin bu kulede gözetim altında tutulduğu dönemler de olmuş.

Kız Kulesi, 1830’daki kolera salgınında da karantina hastanesi olarak kullanılıyor.

Cumhuriyet’ten sonra bir süre daha deniz Feneri olarak kullanılan Kız Kulesi, 1964 yılında Savunma Bakanlığı’na devrediliyor. 1982’de Denizcilik İşletmeleri’ne iade edilen kulede bir ara siyanür deposu yapılıyor.

Kız Kulesi, bugün sadece İstanbul’u güzelleştiren bir mimari unsur olarak hayatını sürdürüyor.
Kaynak:İstanbulyeditepe.com


Farklı bir kaynak:
Kızkulesi`nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır......detay

64
0
0
Yorum Yaz