Açılmış Yerin Altına
Sayısız Kara Kaplı Kapak
Bu Kapaklar Üstüne Kurulmuş Zonguldak.
Adına anıtlar dikilen, okullar açılan, anma törenleri( 1 -- 2 )yapılan Uzun Mehmet diye biri meğer yokmuş..!
Tarihe Yerleşen Hayal : UZUN MEHMET
Necdet Sakaoğlu
Kömür diye herkesin ayağa kalktığı bir sırada bu paha biçilmez nesneyi bularak kalkınma ve ekonomik bağımsızlığa kavuşma yolunda bize ilk ışığı yaktığı ileri sürülen Uzun Mehmet, başlı başına bir konu olarak okul kitaplarına kadar girmiştir . Onun için her yıl 8 Kasım'da törenler düzenlenir. Adı caddelere, parklara, okullara verilmiştir. Anıtı da vardır. Mütegallibeden Hacı İsmail Ağa'nın adamlarınca öldürülmüş olması ise kendisine duymamız gereken saygıyı arttırmaktadır .
8 Kasım 1829 günü (!) (bu tarihin saptanabilmiş olması ne kadar düşündürücüdür!) Karadeniz Ereğli'sinin Kestaneci köyünden kalkıp Köseağzı değirmenine (Bu iki yer arasında yol yoktur!) buğday öğütmeye gitmesi, burada sıra beklerken dere boyunca kömür aramaya çıkması, "kara nesne"yi bulması... Olayının, tam 103 yıllık bir unutuluştan sonra 1932'de, yeri. tarihi, ayrıntıları, kişileri ile ve hiç güçlük çekilmeden tespit edilmesi, bizdeki tarih düzme kolaycılığın en ilginç örneklerindendir. Bu tespitte herhangi bir belge ya da kanıt kullanılmamış, yer, yöre incelemesine dahi gerek duyulmamış, bir tür "ilahi ilham"dan yararlanılmıştır.
Maya bir kez tutunca gerisini işlemek, belleklere yerleştirmek yazarlara, şairlere ve hatiplere düşmüştür:
"...II. Mahmud, bir fermanla Memalik-i Şahane dahilinde yanan siyah nesnenin taharrisini irade eyleyince bir taraftan ilmî heyetler halinde kömür araştırılırken diğer taraftan da çok pratik bir fikirle Bahriye'nin her yıl terhis ettiği deniz erlerine gemilerimizin yaktığı maden kömürü numuneleri verilerek memleketlerinde : Benzerini aramaları kulaklarına konuyor ve bulanlara mükafatlandırılacağı da ayrıca vadolunuyordu."
"...Uzun Mehmet de torbasına maden kömürü sokarak tezkereci olanlardandı. Subaylarının, milletimizin kömür yüzünden yabancılara ödediği para hakkında söylediklerini iyice dinlemişti. Köyüne döndükten sonra usanmak bilmeyen bir gayretle kırlarda,dağlarda dolaşmaya başladı. Taşkömürünü hararetle aradığı günlerden biri idi. Kışlık zahiresini öğütmek için Köseağzı değirmenine gitmişti. Hasat mevsimi olduğundan değirmen kalabalıktı. Nöbeti gelinceye kadar Niren Deresine indi. Derenin bir tarafında sellerin sürüklediği molozlar vardı. Bunlar arasında, aylardan beri yana yakıla aradığı siyah taşlara benzer taşlar gördü. Bunları ayırdı ve kimseye sezdirmeden değirmenin ocağına attı. Koca Uzun Mehmet, istekle, azimle arkasından koştuğu taşkömürü bulmuştu. Taşlar mükemmel bir surette yanıyordu. Büyük bir sevinçle değirmenden fırladı. Akşama kadar zahmetli bir arayıştan sonra, bunların koptuğu yeri de buldu. Mehmet beraberinde getirdiği kazmanın sapına sarıldı ve havza topraklarında gömülü büyük servetin ilk kaşifi, ilk kömür damarına ilk kazmayı bu suretle vurdu. Bu hadise 8 Kasım 1829 günü oluyordu..."
Hikayenin devamı farklılıklar verir: Bazılarına göre:
"...Uzun Mehmet aldığı örnekleri hemen İstanbul'a götürmüştür (veya, kömür numunelerini bir kış köyünde saklamış, ilkbaharda İstanbul 'a gitmiştir). Keşfi, II.Mahmud'a bildirilmiş; (veya Uzun Mehmet, vaktiyle emrinde askerlik yaptığı bahriye subayını bularak:
-Beybaba, emrettin, buldum getirdim, demiş!) Sultan, çıkardığı ferman gereği kömürü bulanı mükafatlandırması gerektiğinden, Uzun Mehmet'e elli altın vermiş ve altı altın maaş bağlamış tır. Fakat kömür hazinelerinin anahtarını II. Mahmud'a daha pahalıya satmak isteyen Ereğli Mütesellimi Hacı İsmail Ağa'nın kiniyle karşılaşan biçare Uzun Mehmet, İstanbul'da misafir kaldığı Leblebici Hanı'nda mütesellimin adamlarınca kahvesine zehir katılarak öldürülmüştür. (Veya, Tersaneden kendisine katılacak bir heyetle maden kömürünün yerini göstermek üzere Ereğli'ye avdet edeceği sırada, handaki odasında mütesellimin gönderdiği adamlar tarafından boğulmuştur.) Ateşli söylevcilerden Nurettin Artam ise konunun masalsı yönünü daha bir kıvraklaştırmıştır:
"Uzun Mehmet, uzun boylu bir Karadeniz çocuğuydu. Kıyıda doğup yetiştiği için askere alınınca kendisini donanmaya verdiler. Gemilerin kazanları vardı. Buharla işleyen bu gemilerin ocaklarına atılan kömürlerin duruşu, parlaklığı bu uyanık deniz erinin gözünde ve hafızasında yer etmişti. Tezkeresini alıp kendi köyüne dönünce bir gün bir derenin içinde, tıpkı gemilerde kazanları kaynatan taşkömürüne benzer birkaç; parçaya rastladı. Herhalde Mehmet biliyordu ki, bu parlak kömürleri devlet yabancı ülkelerden getirtiyor ve keseler dolusu altın harcıyordu (!!!) Halbuki o karaelmas, işte onun köyünde ve yurdunda da vardı. Herhalde Mehmet, şu dağlar şu topraklar kazılınca bunlardan birçoğunun çıkacağını bilse gerekti. Bilmeseydi, o karaelmaslardan birkaç; avuç toplayıp mendiline doldurmaz, bu müjdeleyici çıkını sırtına vurup karadan İstanbul yolunu tutmazdı. O da neme lazım der, evini barkını düşünür, yeniden terki tezkere ederek İstanbul'a dönmezdi. Devlete diyecekti ki: - Şu gemilerin kazanlarını kaynatmak için ne diye yabancılara avuç avuç para dökersiniz? Bizim topraklarımızda da bundan var! Ondan sonra bohçasını, çıkınını çözüp işte bakın örneği diyecekti. Bunu falanca derenin böğründen derledim. Bundan böyle kendi gemilerimizin bacasından kendi kömürümüzün dumanı çıksın. Fakat Uzun Mehmet bu düşündüklerini yapamadı. Onun ardını kovalayan ihtiras ve menfaatler, bu uzun boylu kömür peygamberini İstanbul hanlarından birisinin loş ve rutubet kokan bir köşesinde boğazlayıverdiler. O gün bugündür kömür davasının hem peygamberi, hem de şehididir."
Bu satırlara, daha 19. yüzyılın başında inanılması güç bir "ulusal bilinç" kazanmış olduğu vurgulanmak istenen Uzun Mehmet'e, Behçet Kemal Çağlar, ağıtsı dizelerle seslenmiştir:
Her ışıkta yanan gözün Mehmedim
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim
Bak yüzlerce insan seni anıyor
Yurtta kömür diye şevkin yanıyor
En büyük kuyuya adın konuyor
Mehmedim Mehmedim Uzun Mehmedim!
S.Sami Barım ise, doğrusu pek de kavrayamadığımız derin manalarla yüklü ağır üsluplu "makale"sinde Osmanlı düşmanlığını pekiştirmek için Uzun Mehmet öyküsünü elverişli bulmuş gözükmektedir:
"Uzun Mehmet adlı Türk çocuğunun gözlerinden toprağımıza vuran arayıcı ışık: 114 yıl önce kara topraklarımız altında yatan kömür hazinesini açtı. Kendisi Uzun Mehmet, Köseağzı'nın yolunda ayaklarına sıvanan çamur gibi çirkefleşen Osmanlılığın hırsı içinde, kan sızan boynunu Ereğli Müteselliminin bir yudum zehrine verdi. 1829 sonbaharının bağrında, kanlı bir gül gibi açan ve kızaran yara, Uzun Mehmet'tir. Kestaneci köylü kaşif Mehmet'in yüzünden akan terle, Köseağzı köyü değirmeninin yollarında aranan Uzun Mehmet'in ayaklarından kalkan tozu bir hamur gibi karan ve Uzun Mehmet'i, kömürü arayıp bulmak işin tutuşturan antuzyazm (?) 114 yılın kalın örtüsü arkasında bugüne, geleceğin gelişim rengini veren bir ışık gibi süzülüyor. Türk madenciliğinin mayası, Uzun Mehmet'in topraktan söktüğü kömürle, toprağa döktüğü kanın kaynaştığı tırnak arası hamurda özünü bulan, tabiatı arama ve yenme aşkından alınmıştır. Kömür gözlü ve elmas yürekli Uzun Mehmet, yerin altında gömülü kömür adlı endüstri anasının gücünü ve hızını yerin üstüne çıkarıp boşaltmasaydı, yani bugün Türk endüstrisi kömürsüz kalsaydı, sütsüz bir ananın çocuğu gibi, cılız ve boynu bükük olurduk. Biz Uzun Mehmet adında, ulusal madenciliğin ülküleştiğini görüyoruz. Bütün Türk çocukları Uzun Mehmet gibi, kendilerini Türk tabiatını yenmeye vermelidirler. Her Türk çocuğunun alınyazısı, yurt kuruluşunda Uzun Mehmet'in buluşu kadar önemli bir dayangaç olacak buluşlarda gizlidir."
Bunlar hayali bir kişi için yazılıp dizilmiştir. Tam yarım yüzyıldır döşenen destanlar, makaleler, konferanslar, söylevler... Adına dikilen anıt adını taşıyan ocak, okul, cadde, mahalle... Uzun Mehmet'i hayalden hakikate öylesine transfer etmiştir ki, bugün ona değgin bir kuşkuyu ortaya atmak düpedüz münasebetsizliktir. Bu nedenle Uzun Mehmet'in varlığına ilişkin yargıyı okuyucu oyuna bırakmak için, "kara nesne"nin dünyadaki serüvenine kısaca gözatmakta yarar vardır: Yazının Devamı>>
Alakalı yazılar1
Alakalı yazılar2
19 Aralık 2006 :
20:00 Bugünde herkez uzun Mehmetle alakalı araştırma yapıyor. Kolay gelsin...
4.15.2006 | Kategori:
Yasam| Yorum (0)
Yorum yaz!